14 Şubat 2015 Cumartesi
Platonik olanı sorun değil de karşılıksız olanı baya koyar insana. Ne yaparsan yap yaranamazsın, asla seni sevmeyeceğini bile bile içinde hep bir umut olur. Sırf o umut yüzünden unutmak istemezsin onu, belki o da sever düşüncesi olur beyninin bir köşesinde. Platonik olanda ise en azından bir umut ışığı vardır öğrenirse belki o da beni sever diye.
Özgüvensizliğin insana getirdiği mahcup utangaçlıktan güç bulan aşkların en temizi, içte en büyük yaşananı. Erişilmez bir melek var önünde, utanıyorsun. Daha önce kimseye bu kadar derin hisler beslememişsin. Sadece utana sıkıla bakıyorsun arada, gözünü kaçıra kaçıra. İlk gördüğün anda "hayatımın en güzel kızı" demene sebep olan kız bu işte..
Tekrar tekrar. Müzikler belki de hiç dinlemediğin kadar.
Yavaş yavaş o mutluluk, umut, yerini umutsuzluğa bırakmaya başlıyor. Bir gün bir hırsla, yine naif bir şekilde -ya sarhoş olmuşsundur ya da bir başkasının onunla konuştuğunu öğrenmişsindir. Bir şekilde derdini anlatmaya çalışırsın ama kaybetme korkusundan beceremezsin.
Kız, bu özgüvensizliği zaten hemen anlıyor ve muhtemelen de olmuyor. O zaman, platonik aşk, bir başka platonik aşk oluyor zaten. En kötüsü hemen kesilmesi olmuyor, onunla bu şekilde konuştukça için hep daha bir umutla doluyor. Ta ki, o umutlar bir anda bitinceye kadar. Sonra zaten dibe vuruyorsun. En kötüsü bir başkasıyla olduğunu duymak oluyor. En dibi bu oluyor. yine en kötüsü, bu platonik aşkı bu aşamadan sonra kafada bitirememek oluyor.
Platonik aşk insanı bir bakışla mutluluktan göklere çıkarır, bir lafla mutsuzluktan yerin dibine sokar. Ruh haliniz şekilsizdir, girdiği kabın şeklini alır. Onun seni göremeyeceği ve senin rahatça kesebileceğin bir yeri buldurur. Gülüşünü bilirsin, sesini bilirsin, mimiklerini ezberlersin. Sen onla yaşarsın fotoğrafına konuşursun. Gece onu düşünürken uyursun, sabah adını anarak uyanırsın, yemek yerken aklına gelir, bir şarkıda kalbini acıtır, anlık bir karşılaşmada nefesini keser.
İnternette profillerini takip edersin yazdığı en saçma şeyi bile ezberlersin. Her fotoğrafını, her anını ezberlersin. Bütün sosyal ağlardan deli gibi onu takip edersin. Ki delisindir de zaten o saatten sonra. Her fotoğrafını tek tek en ince ayrıntısıyla aklına kazırsın. Arkadaşlarını bilirsin. Eski sevgilisini bilirsin, yıllar önce beğendiği bir fotoğrafı bilirsin, kısacası manyak olursun. Birden ağlayasın gelir, birden gülüşü gelir gülesin gelir. İnsanlar deli olduğunu düşünür ki doğrudur.
Saatlerce ona anlatmak istersin, avuç içinden öpmek istersin. Şarkı söylemek istersin ona en berbat sesinle. Bir manzara fotoğrafı görürsün onunla orada olma hayali kurarsın. Gerçek hayattan koparsın bu sevdadan vurgun yersin.
O birilerine dokunur sen ona bir kere bile dokunmadan adarsın kendini. Saatlerce izleyebilirsin onu. gülerken yaptığı hareketleri bilirsin, boynunu çevirişini. Adını sayıklarsın, hiç bir yere yazamazsın, yazsan okuyamazsın. O bu duyguların farkında bile değildir. Günün onu düşünmekle geçer, onun ise başkasını düşünmekle..
Onu beklersin, bir an fark etmesini, onun da seni sevmesini beklersin. Kirpiklerini öpmek istersin.
Saatlerce, günlerce kıpırdamadan izlemek istersin. Platonik aşk budur. Acıdır, acıdandır, acıtandır..
Zannedilen üzere karşılıksız, söylenmemiş aşk değildir. Platon'un devlet kitabından ortaya çıkan gerçek, saf ve cinsel duygulardan, tutkulardan arınmış, temiz belki masum aşktır. Tamamen onun varlığını ve onu seversin. bir tinsel davranıştır. onu tamamen büyütüp o olduğu için sadece onu seversin, birlikte yapacaklarını değil ve genelde sarılmayı ve nefesini hissetmeyi hayal edersin.
Her söylediğini üstünüze almak istersiniz ama onlar başkasına aittir. Kalbi de dahil.
Duygusal olarak karabasan yaşama durumudur. Sen ona kitaplar dolusu çığlıklarla seslenirsin, seni duysun istersin ama olmaz. Bir türlü duymaz seni.
Özlerken sarılamazsın, görmek istediğinde bir dünya engel durur karşında ve kıskandığında yapabileceğin tek şey oturup geçmesini beklemektir. Kafanda yarattığın daha güzeldir belki, tanısan olmaz. Yine de rüyalar gerçek olsa diye umut vadetmektir belki de.
Uzaktan sevmektir, yanıbaşınızda olsa da o, olmasa da. görülemeyen günlerde içinde sebebini bulmadığın sıkıntının kaynağıdır. Nasıl başladığını, ne zaman bu dumanların bacayı aştığını çözemeseniz de akşam uyumadan önce son düşünüp, sabah gözlerinizi açtığınızda ilk aklınıza gelendir. Ne kadar saçma şeyler hissettiğiniz umrunuzda bile olmadan duygularınızı tüm damarlarınızda dolaştırdığınızdır. acı çekmek daha bir zevkli hale gelmiştir. Her gün yeni şekillerde dua edilir. Bir yaratıcıya inansanız da inanmasanız da. Duanız bazen “allah’ım bir daha karşılaşmayalım n’olur çok acıyor kalbim, zaten farkımda bile değil” olur, bazen de “allah’ım kesin kötü bir şey oldu, niye yok? gelmeyecek mi? Onu bir kere daha göreyim, canım ne kadar acısa da hep yanımda olsun lütfen”dir. yakınınızda veya uzağınızda canınızın her zaman çok yanacağı garantidir. ve genelde sizin ağladığınız saatlerde o uyuyordur.
Eğlenmek icin sebebindir görmek.
msn'de, skype'da, facebook'da online oluşu bile senin için tebessüm sebebidir.
Sanal ortamda nasılsın demesi seni mutluluktan zirvelere çıkartır.
Her sabah uyandığında, uyumadan önce tüm resimlerine baktığındır.
Bilgisayarında masaüstü fotoğrafı yaptığındır.
Her gün yatmadan önce, uyanır uyanmaz, sarhoş olduğun her andır.
Uyuyamadığın, uykundan uyanıp acaba ne yapıyor diye düşündüğün insandır.
Aç kalmak uğruna cebindeki tüm parayı harcadığın insandır.
Dış görünüş değiştirdiğin, uğruna kendini geliştirdiğin insandır..
İmkansız olduğunu bile bile sebepsiz yere bağlandığındır..
Onu düşünüp, uğrunda ardı ardına defalarca sigara yaktığındır.
Uykusuz gecelerindir.
Gecelerinin güneşidir.
Sadece rüyalarında gerçekleşebileceğini bildiğin için, uğruna tüm gününü uyku ile katlettiğindir..
Öyle ağırdır ki ezilirsin altında, söyleyemezsin sevdiğine sevdiğini, tutamazsın pamuk ellerini, bakamazsın kömür gözlerine uzun uzun, sarılıp uyuyamazsın bütün gece, çekemezsin o mis kokusunu içine doyasıya, kahrolursun içinde. gözünden yaş gelmese de kan ağlar için her gece..
sana bir ''merhaba'' bile demesi seni eritip bitirirken onun için sıradan bir olaydır. sen onu her gördüğünde elin ayağın birbirine dolaşır. heyecandan bayılacak gibi olursun. ama o bilmez bunları... her gece rüyana girer. onu düşünmekten uyuyamazsın çoğu gece. her şarkı onu hatırlatır. onu düşünmekten uyuyamadığın bu gecelerde ise o mışıl mışıl uyur. dedim ya, onun uyuduğu saatler senin ağladığın saatlerdir. hiç bir şeyi bilmez. ona ölüp bittiğini bilemez...
etrafında bir iyilik meleği olasın gelir. o başkasıyla bile olsa üzülür ama vazgeçemezsin. olsun dersin. belki ondan ayrılır, beni sever. hayal kurarsın, uzaktan seversin, heyecanlanırsın. bilemiyorsun karşındakini, denemeden de öğrenemiyorsun. hergün ölüm oluyor açılmadığında, içinde sürekli kemiriyor. arkadaş olarak çok başka sevgi, ama aşk çok başka… tüketiyor insanı içinde tuttuğunda. keşke âşık olmasaymışsın arkadaş olarak rahat olurdun ama âşık olduysan, içinde tutmak ancak zarar verir.
ilk bir iki hafta çok güzeldir, nerdeyse mutlusunuzdur hatta. fakat zaman içinde yaşadıklarınız bu ilk anları silmeye başlar.
onun size ilgisizce bahşettiği öylesine bir gülümseme, bir göz kırpış... belki 1-2 saniye süren o efsuni anlar hayallerinizin içine işlemiştir. hiç durmadan hayal edersiniz. bağımlı hale gelirsiniz. çevrenizdekiler günün meşgalesi dahilinde sizinle konuşmaya çalışırlar, sorular sorarlar ve bir sürü boş laflar. onları kısa cevaplarla uzaklaştırırsınız, zira tüm bu lakırdıyla sizi büyüsünde yüzdüğünüz hayal dünyasından alıkoyarlar. tek arzunuz oraya dönmek ve gerçeklikten olabildiğince kopmaktır.
yediğiniz yemek tatsızdır. içtiğiniz sigara boğazınızı yakar. hava hep soğuktur. espriler gülünç değildir. kimse önemli değildir. dinlediğiniz şarkıdan kendinize uygun kesitler ararsınız. bir iki kelime ya da bir kısacık melodiyle günler geçirirsiniz, tekrar, tekrar ve tekrar. hiç biri içinizdeki kasıp kavuran fırtınayı yeterince tasvir edemez.
ufak parçalarla yetinmeyi öğrenmeyi icap ettirir platonik aşk. şanslıysanız bir bakış, onu görebildiğiniz bir kaç dakika ve onun size seslendiğini duymak... adınızı onun ağzından işitmek ne muazzamdır! gözleriniz herkeste onun güzelliğini, yüzündeki detayları arar.
fakat o ne yazık ki ancak "o" dur. uzaktır, ulaşılmazdır. her şeyiyle tam, muhteşem...
çevresindeki insanlarla; arkadaşları, sevgilisiyle kendi içinde dönen bir hayatı vardır. siz ise, mutlaka bu çemberin dışındasınız.
fonda albinoni'nin adagio'su çalarken, hareketsiz bir şekilde, yanaktan süzülen yaşlarla, tek bir saniye bile gözünü ayırmadan dakikalarca o'nun resmine bakmak, bakarken titreyen parmaklarla ekrandaki o'na, çenesine, gözlerine dokunmaktır.
evet yalnızca bu gelir elden. bütün benliği o'nun için çırpınırken, yalnızca soğuk bir cama dokunarak o'nu hissetmeye çalışır platonik aşka tutulmuş insan. yalnızca budur yapabildiğinin en iyisi..
o'nun gözlerine çare yok, ok gibidir onlar, laf da dinlemiyorlar, canımı acıtmaktan vazgeçmiyorlar…
nasıl biteceğini kestiremezsiniz, prensip olarak biteceğini tahmin etseniz bile buna asla inanamazsınız.
zira inanmıyorum,
bitmeyecek.
ve burada şiirle bırakıyorum..
uzaktan seviyorum seni
kokunu alamadan,
boynuna sarılamadan
yüzüne dokunamadan
sadece seviyorum
öyle uzaktan seviyorum seni
elini tutmadan
yüreğine dokunmadan
gözlerinde dalıp dalıp gitmeden
şu üç günlük sevdalara inat
serserice değil adam gibi seviyorum
öyle uzaktan seviyorum seni
yanaklarına sızan iki damla yaşını silmeden
en çılgın kahkahalarına ortak olmadan
en sevdiğin şarkıyı beraber mırıldanmadan
öyle uzaktan seviyorum seni
kırmadan
dökmeden
parçalamadan
üzmeden
ağlatmadan uzaktan seviyorum
öyle uzaktan seviyorum seni;
sana söylemek istediğim her kelimeyi
dilimde parçalayarak seviyorum
damla damla dökülürken kelimelerim
masum beyaz bir kağıtta seviyorum.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder