14 Temmuz 2015 Salı

Tramvay

Üçüncü sayfa haberlerinde yazılıp çizildiği gibi öyle üçgeni beşgeni olan bir şey değildir aşk, insanın genetiğine işler. Bir noktada başlayıp uzayın sonsuzunda sürüp gittiği sanılan bir ışındır, doğrudur.. Fakat unutmamak gerekir ki uzayda da zaman kırılmaları, bükülmeleri vardır.

Bir tramvay gibi. Lizbon' da minik şehir turu yapan tramvaylar vardır ya, işte onlardan birine binmiş gibi..

Sanki hep başka yerlerden geçecekmiş gibi yolculuk edersiniz tramvayın içinde. Camını üste doğru kaldırıp başınızı camdan uzatırsınız, okyanustan gelen rüzgarın tuzlu ve yosun kokulu esintisine kapılarak.. 

Sanki uzak adalardan selam getirmiştir. Binalar, kiliseler, kapılar, surlar, duvarlar, meydanlar, iskeleler, bahçeler, kaldırımlar, sonra yine binalar ve meydanlar.. Hep uzak ve uzun bir zamanı anlatırlar. Zamanda ilerlersiniz, ilerlersiniz, ilerlersiniz..
 
Siz tramvaydayken, o sırada karşıya geçmek için yolu kolaçan eden bir genç kıza ilişir gözleriniz. Göz göze gelmek istersiniz. Gözleri alabildiğine siyah, saçları bir duvarı boğabilecek güçte sarmaşıklar gibi. Sizin ve de tramvayın tam olarak orada olduğuna tanıklık etsin istersiniz. Aslında onu biraz da istersiniz. Gölgesini ararsınız kaldırımda. Gölgesi yoktur. Sonra bir müddet daha gidersiniz. Yokuş yukarı, yokuş aşağı şaşırarak gidersiniz. Denizi ilk defa gören bir çocuğun şaşkınlığıyla gözlerinizi açıp kıyısından geçtiklerinizi izleyerek gidersiniz. Kapısının önünü süpüren yaşlı kadının bakışlarından ürkersiniz. Şükür ki gidersiniz. Uzak kaldırımda bıraktığınız o güzel kızı bir daha görmeyi arzularsınız. Başkalarının gözlerinin izi vardır o kaldırımlarda. Sırtınız ürperir, donuklaşır bakışlarınız.

Tramvayın zilini duyduğunuzda artık başladığınız yere gelmişsinizdir. Sanki zamandaki yolculuğunuz bir tramvay turu gibi en başa dönmüştür. O zaman aşkın kuantum fiziğiyle bir ilgisi olduğunu düşünürsünüz. Keşke geometri kadar kolay olsaydı diye iç geçirerek bir bilet daha alırsınız.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder