17 Ağustos 2016 Çarşamba



İnsanlar aşkı ekseriyetle karşı cinse karşı mecazi anlamda kalplerinde, ruhlarında yahut reel anlamda beyinlerinde hissettikleri bir tür heyecan olarak tanımlıyorlar. Karşı cinse olan özlemlerini tek bir kişide yoğunlaştırıp onunla aralarında özel bir köprü kuruyorlar. Schopenhauer gibi bazı filozoflar ise aşk için doğanın türümüzün devamı için bize oynadığı bir oyundur diyorlar. Ama eşcinseller de aşık olabiliyor, farklı durumlar da var. Açıkçası işin bu yönü, yani aşkın mekanizması oldukça karmaşık. İlk olarak lafı uzatmadan bahsi geçen aşk olgusunu bir şeye değil de bir insana karşı duyulan aşka indirgeyelim, bir nesneye, mesleğe, doğaya, yaratıcıya vs. duyulan aşkı mevzubahis dahiline almayalım.

Varsayalım bir insana aşık oldunuz. Böyle bir durumda size soru muhtemelen şu kalıpta geliyor: "Kime aşık oldun?" sorunun cevabı da şöyle bir tanımı işaret ediyor: "6 milyar insan içinden eşi ve benzeri olmayan bir özneye aşık oldum." Öyleyse bu noktadan sonra insanın kendisine sorması gereken bazı sorular var. Aşık olduğumu iddia ettiğimde şahsın eşsizliğine mi hayran olduğumu ima ediyorum? Daha açık bir deyişle burada "seni seviyorum çünkü sen sensin" gibi bir durum mu var?; yoksa o kişinin özelliklerini oluşturan (güzelliği,zekası, karakteri vb.) şeyleri mi seviyorum? Toparlamaya çalışırsak gerçekte "şey"leri mi seviyorum yoksa o kişinin tekilliğini mi seviyorum? İlk etapta bu iki soru ile karşı karşıya kaldığımız ortaya çıkıyor. Aslında bir görüşe göre insan aşık olma hadisesinin kendisininden hoşlanıyor, aşık olmanın yarattığı etkileri seviyor; ama bu da önemli değil; çünkü bu olgunun sonradan adlandırılmasından başka bir şey değil.

Gerçekte aşık olunan kişi ilk önce beğeniliyor ve beğeniler beğenilen kişinin sahip olduğu somut ve soyut şeylerden kaynaklanıyor. Eğer gerçekte şeyleri seviyorsam şöyle de diyebiliriz "daha iyisi olsa yönelmeyecektin ona". Bu noktada aşk dediğimiz saf duygunun aslında beğeni sırasında daha iyi olanı isteyen acımasız bir seçim olduğu ortaya çıkıyor. Aç bir aslanın önüne atılan iki hayvandan daha lezzetli olana saldırması gibi. Zaten seçimin olduğu yerde her zaman bir çirkinlik vardır.


"Ulan sanane! Alan memnun satan memnun" diyebilirsiniz. Ama tüm bunları bir yana bırakıp aşkı yaşayan iki tarafı değerlendirdiğimizde de dürüst bir durum yok özünde. Karşılıklı dediğimiz aşkta da biraz sahtekarlık, biraz da muğlaklık söz konusu. Zira yine aynı sorulardan kurtulamıyoruz. Yani iki tarafın da aşkı karşılıklı olarak yaşaması bir şey ifade etmiyor. Ortada yine iki sualin bizi ikiye böldüğü bir muallakta kalma durumu var. Sonuç olarak kime aşık oldun? Sorusu, nelere aşık oldun? Sorusuyla çarpışınca tasavvur ettiğimiz aşkın saflık ve sadakat yönlerine ister istemez bir şaibe düşüyor. Daha açık bir ifadeyle o kişiyi mi seviyorum?; yoksa o kişinin öyle olmasını mı seviyorum?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder